Temel Bilimlerin Türkiye’deki Durumu

Bilim; insanlığın gözünde fizik, biyoloji, kimya, matematik, jeoloji ve astronomi disiplinlerinin başarıları sayesinde değer ve itibar kazanmıştır. Bilim esas olarak deney ve gözleme dayanır. Bilimsel bilgi hangi şartlarda geçerli olduğu bilgisini içerdiği gibi hangi gerçeğin bu iddiayı çürüteceği bilgisini de (yanlışlanabilirliği) içerir. Bu yönüyle eşyanın tabiatını anlamada ve hayatı kolaylaştıracak ürünler geliştirmede önemli bir bilgi kaynağıdır [1].

Yıllardır ülkemizde temel bilimler ile mühendislik bilimleri arasındaki ilişki belirgin olarak ifade edilemediği gibi birbirlerine tamamen karıştırılmıştır [2].

Biyoloji kimya, fizik ve matematik disiplinlerinden oluşan temel bilimlerin uygulama alanlarının gelişmesi, çeşitli mühendislik ve sağlık bilimlerini oluşturmuştur. Temel bilimlerdeki pek çok bilgi, mühendislik ve sağlık alanlarındaki gelişmelerin altyapısını teşkil etmektedir. Bilim temel bilgileri üretmede teknolojiden ayrılır. Teknoloji çoğu zaman bilimin uygulama alanıdır. Dünya ölçeğinde ileri teknolojiler gün geçtikçe ortaya koyduğu buluşlarla insanoğlunun hayatını kolaylaştırırken ülke ekonomilerine de önemli katkılar sağlamaktadır [1].

Gelişen dünya ve teknolojik bilgilerin iç içe rol aldığı günümüzde temel bilimler ile mühendislik bilimlerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Ancak görev tanımlarını doğru yapmalı ve ne zaman hangisine ihtiyaç duyulduğunu bilmemiz gerekmektedir. Bu iki disiplin iç içe çalışmalıdır. Örneğin temel bilimci laboratuvar ölçeğinde araştırmalarını ve mikro düzeyde üretimin nasıl yapılacağını belirler; daha sonra mühendislik bilimlerindeki mühendisler bu üretimi makro ölçeğe uygular. Bu makro ölçeğe uygulamada ise başka Ar-Ge faaliyeti gereklidir. Bu iki bilim alanı birbirinden ayrı çalışmaz. Başka bir deyişle koordineli çalışarak, istenen ve uygun özelliklerde olan nihai ürünü elde ederler [2].

Temel bilimler üniversite eğitiminin bel kemiğidir ve üniversitelerde var olan genel sorunlar bu alanlar için de geçerlidir. Temel bilimler; Türkiye’de bilimin üretildiği ve öğretiminin yapıldığı diğer üniversite bölümleri gibi daha çok meslek kazandırma bağlamında değerlendirilmiştir. Halbuki üniversitenin, meslek kazandırmanın yanı sıra araştırma-geliştirme, sosyal kültürel ortam oluşturması gibi fonksiyonları da vardır [1].

Türk üniversiteleri çeşitli alanlarda yeterli sayıda akademisyen ve meslek sahibi yetiştirmede başarılı olmuştur. Ancak yetişen elemanların bilimsel anlamda kalifiye olup olmadığı sürekli tartışılan bir konudur. Üniversitelerin “gündelik hayat için gerekli bilgi-teknoloji” üretme konusunda sosyal baskı altında kalması 2000’li yılların başında gündeme gelmiştir [1].

Akademisyen, üniversitede öğretim ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini birlikte yürütür. Türkiye’de halen nicelik nitelikten önce geldiği için ve nitelik üzerine bir çoğunluğun kabul ettiği uzlaşma/otorite bulunmadığından akademisyenlerin çalışmaları da orijinallikten uzak olmaktadır. Akademisyenin araştırma yapmasının itici gücü daha çok kadro ya da unvan alma hedefi olunca akademik araştırma, bağlamından kopup yayın yapma araç olmaktan çıkmış, amaç haline gelmiştir. Ortalama olarak akademisyenlerin bilim temelli endişeleri; siyasi, idari, ekonomik ve diğer insani endişelerin çok gerisindedir [1].

Fiziksel altyapı, ilgili alanda eğitim ve araştırma yapmak için gerekli mekân, teçhizat, laboratuvar ve malzemeden oluşur. Matematik haricindeki temel bilim alanlarının eğitim ve araştırma başarıları için altyapı, hayati önem taşımaktadır [1].

Türkiye 1990’lı yıllarda 30 civarında üniversiteye sahip iken günümüzde 193 (vakıf üniversiteleri dahil) üniversite mevcuttur. Bütün üniversiteler temel bilimler bölümleri açmamakla beraber, yeni üniversitelerin açılmasıyla bu bölümlerin sayısında da ciddi artış meydana gelmiştir. Örneğin, 2008 ve 2010 yılları arasında 50 biyoloji, 44 fizik ve 53 kimya lisans programı açılmıştır. Yeni açılan üniversitelerin birçoğunun ikinci öğretim programı açması da mezun enflasyonuna katkıda bulunmuştur. Temel bilimler için gerekli altyapının ekonomik maliyetinin oldukça yüksek olması nedeniyle yeni açılan üniversiteler öğrenci almalarına karşın yetersiz altyapı ile öğrenim vermiştir [1].

2010 yılından sonra ise bu süreç tersine dönmüş ve doluluk oranlarındaki düşüşe bağlı olarak boş kontenjan sayıları baz alınarak; biyoloji, fizik ve kimya programları kapatılmaya ve kontenjanlar azaltılmaya başlanmıştır [1].

Mezun sayısının artmasıyla doğru orantılı olarak iş alanlarının artmaması, temel bilimler alanının yetenekli genç bireyleri cezbetmesini engellemiş, mezunların yeterliliği sorgulanır hale gelmiştir. Sonuçta, üniversitenin temel bilimlerde meslek kazandırma fonksiyonunu yerine getirememesi durumu ortaya çıkmıştır [1].

2010 yılından itibaren üniversiteye giriş sınavında temel bilimlerin tercih edilmesini sağlamak için YÖK ve TÜBİTAK gibi kurumlar tarafından yönlendirme ve özendirme çalışmaları yapılmıştır [1].

2010 yılında biyoloji bölümlerinde 1. Sınıfların %84.43 olan doluluk oranı, 2011 yılında %54.21’e, 2012 yılında ise 28.64’ e düşmüştür. 2010 yılında biyoloji bölümlerindeki 8.885 olan kontenjan sayısı, 2011 yılında 8.004’e, 2012 yılında, 5.862’ye, 2013 yılına 2.093’e düşmüştür.

Bu durum öğrencinin tercihinde iş bulma endişesinin ilk sırada yer aldığını göstermektedir. Yıllar geçtikçe temel bilimlerin iş bulmaya yardımcı olmaması endişesinin arttığı gözlenmektedir. Ayrıca toplam kontenjanı azaltma veya kontenjanları büyük gelişmiş üniversitelere kaydırma, yeni kurulan üniversitelerin kontenjanlarını sıfırlama veya azaltma gibi önlemlerin öğrenci tercihlerini olumlu yönde etkilediği söylenemez [1].

Meselenin kontenjanların doldurulmasından daha önemli boyutu ise ilk 50 bin arasına giren öğrencilerden temel bilimleri tercih edenler oranının artırılmasıdır. Üniversiteye giriş sınavında alınabilecek en fazla puan 500 (ham puan) iken, ortalama olarak 200-300 puan alanların bu bölümlere kayıt olduğu düşünülürse, bütün kontenjanların doldurulması sağlansa bile bu mezunların temel bilimlere beklenen katkıyı yapıp yapamayacağı tartışma konusudur. Temel bilimler programlarını kazanan öğrencilerin çoğunun sadece matematik soruları yaparak veya çok az sayıda fen soruları yaparak bu puanları almaları bu alanlardaki eğitimi oldukça verimsiz kılmaktadır. Ancak sadece sınava hazırlanan ve sınavdan sonra kavramsal düzeyde dahi fazla bir şey hatırlamayan öğrenciler, öğretim üyelerinin sınıflarda yığılma olması endişesi nedeniyle daha düşük notlarla (daha az bilerek) mezun olabilmektedir [1].

Son yıllarda fen puanı ile üniversitelerin bölümlerine girmeye hazırlanan lise öğrencilerinin oluşturduğu havuzda oldukça daralma yaşanmış ve lise öğrencileri daha kolay eğitim alabileceklerini düşündükleri fen alanı dışındaki disiplinlere yönelmişlerdir. Dolayısıyla liselerde fen havuzundaki aday sayısında yüksek oranda azalma olmuştur [2].

2015 yılında tercih yapanların yerleşme/kontenjan oranları % 100’e yakın olmasına rağmen tercih edenlerin puanları hâlâ önceki yıllardaki puanlarla aynıdır. Kontenjan sınırlaması, ilgili bölümlerin hayatiyetini sürdürmesi açısından önemlidir. Bu durum temel bilimlerden beklenen katkının sağlanmasından çok uzaktır [1].

Öğrencilerin temel bilimleri tercih etmemeleri sonucu 2015-2016 öğretim yılında Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) aldığı bir kararla, öncelikle fizik ve kimya bölümlerine verilen kontenjanlara yönelik başvurular 11 öğrencinin altında kaldığı için kontenjanı geçici olarak durdurmuştur. Fakat bunun yerine kontenjanı dolan ancak kontenjanlarını düşürmek isteyen üniversitelerin fizik, kimya, biyoloji vb. bölümlerinin kontenjanlarını düşürmek yerine daha da artırarak bir önceki yıldaki bu bölümlerin toplam kontenjanlarının en azından tamamlanmasının kararını almıştır [2].

Bunun yerine birbirine yakın olan üniversiteler birleştirilip kontenjanlar artırılabilir ya da öğrencisi olmayan bölümlerde teknoparklar kurularak cazip hale gelmesi sağlanabilir. Çünkü teknoparklar lisans ve lisansüstü öğrenci çalıştırabiliyorlar, bu da öğrenci sayısını artırır.

YÖK’ün bu uygulaması ile kuruluşları çok eskiye dayanan köklü üniversitelerin de aralarında olduğu ve Ankara’nın doğusunda yer alan hiçbir üniversitenin kimya ve fizik bölümleri öğrenci alamaz duruma gelmiştir. Öğrencisi olmayan bir bölümde Ar-Ge yapma zevki de kalmaz. Her üniversiteye milyon dolarlar harcanarak kurulan araştırma merkezleri de atıl kalıp, kısa sürede elden çıkacaktır. Kaldı ki öğrencisi bulunan bölümler Ar-Ge’lerde çalıştıracak kaliteli öğrencileri kendi öğrencileri arasından bulamazken başka üniversiteler (bölümlerinde lisans öğrencisi bulunmayan) bu kazanımı nasıl sağlayacaklar? Her ne kadar lisans öğrencileri, eğitimleri sırasında üstün vasıflarla donatılmaya çalışılsa da üniversiteye kabul edildiklerindeki kaliteleri belirtilen nedenlerden düşük olacağı için bunların akademik gelişim süreçlerindeki kazanımları da istenilen düzeyde olamayacaktır. Böylece sanayi ve teknolojik gelişimde üretecekleri ürünün kalitesi ve yeni ürün geliştirmeleri verimsiz olacaktır. Dolayısıyla aranan vasıfları tam karşılamamaktan uzak olacaklarından gerek özel sektör gerekse kamudaki istihdamları da zorlaşacaktır [2].

Ülkemizde temel bilimlerin gelmiş olduğu bu zor durumdan kurtarılmasına yönelik olarak (önerilen temel kurtuluş yollarından en önemlisi) bölümlerin altında güncel olarak itibar gören nanoteknoloji, moleküler biyoloji ve genetik, polimer teknolojisi, malzeme bilimi gibi programlar açarak bölümleri cazip hale getirme düşüncesi yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunlar disiplinler arası programlar olmalı. Bunları fizik, kimya, biyoloji ve diğerlerinin önüne geçirmek temel bilimlerin olmazsa olmazları olan bu bölümlerin yok edilmesine ve özelliklerinin kaybolmasına neden olacaktır. Bu ise çok tehlikeli bir boyuttur. Bundan kaçınılmalıdır [2].

Zaman zaman gelişmiş ülkeler (Almanya, İngiltere gibi) aynı sıkıntıları çekmiş ve zaman içerisinde bu problemlerini iyi bir programlama ve öğrenci sayılarındaki fazlalığı azaltarak ve istihdam alanı yaratarak çözmüşlerdir. Ülkemizde hızlı üniversiteleşme, ikinci öğretim ve yüksek kontenjanlar nedeni ile istihdamın çok üzerinde ve kaliteden de ödün vererek çok mezun sayısına ulaşılmış ve bu konuda en kötü duruma gelinmiştir. Bundan sonra zaten doğal olarak ikinci öğretimler tamamen kapanmış ve normal öğretim yapan birçok bölüm de kontenjan başvuruları olmaması nedeni ile kapanmıştır. Bundan sonra ihtiyaca yetecek kadar mezun öğrenci yetiştirmemiz ve istihdam alanlarının artırılmasının sağlanması ile olması gereken duruma kısa vadede değil, ama uzun vadede ulaşılabilecektir diye düşünülmektedir. Gelişmiş olan ülkelerde temel bilimlere yönelen öğrenciler yüksek yeterliliğe sahip kişiler arasından seçilmekte, günün teknolojik şartlarına göre eğitilmekte, birçok mezun sanayide Ar-Ge merkezlerinde ve araştırma enstitülerinde istihdam edilmekte ve istihdama göre kontenjanlar oluşturulmaktadır [2].

Temel Bilimlerin Sorunlarına FEFKON’un Bakışı

Kimya, fizik, matematik ve biyoloji disiplinlerinden oluşan ve üniversite eğitiminin bel kemiği olan temel bilimlerin sorunlarına, FEFKON (Fen, Edebiyat, Fen-Edebiyat, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakülteleri Dekanlar Konseyi) tarafından aşağıda özetlenen çözüm önerileri sunulmuştur;

Unvan Verilmesi: Temel bilimlerden mezun olanların diplomalarında unvanlar yer almalıdır.
İmza Hakkı: Detaylı meslek tanımları yapılıp kamu ve özel sektörde imza hakları verilmelidir.
Öğretmenlik Talebi: temel bilimlerin bölümlerini tercih eden öğrencilerin kalitesini artırmak için destekler verilmeli ve pedagojik formasyon hakları genişletilerek uygulamaya konulmalıdır.
Kadro Talebi: Araştırma görevlisi ve genç öğretim üyesi kadrolarının artırılması sağlanmalıdır. Kontenjan verilmeyen bölümlerde öğretim üyesi kadro izinlerinin verilmesine devam edilmelidir. Üniversite-özel sektör işbirliğinde enstitüler kurulmalı, genç araştırmacılar bu alanlara yönlendirilmeli ve istihdam edilmelidir.
Ortaöğretimde Kalite Arayışı: Ortaöğretimdeki ders içerikleri yeniden oluşturulmalı, çok ağır ders içeriği yerine öğretime ve deneysel eğitime ağırlık verilmeli, temel bilimlere öğrenci yetiştiren havuzun 10 yıl öncesinde olduğu gibi geniş tutulması sağlanmalıdır.
Burs ve Teşvik: Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK vb. kurumlar, fen ve fenedebiyat fakültelerinin ilgili bölümlerini ilk 5 sırada tercih eden öğrencilere giriş puanları ile orantılı olarak destek bursu verilmeli veya temel bilimleri tercih eden ve ilk 50 bin içerisinde olan tüm öğrencilere destek bursu sağlanmalıdır.
Temel Bilim Dersleri: Üniversitelerde tüm fakültelerin temel bilim derslerinin fen, fen-edebiyat fakültelerinin ilgili bölüm öğretim üyeleri tarafından verilmesi sağlanmalı ve bu durum YÖK tarafından bir genelge ile üniversitelere iletilmelidir.
Fen ve Edebiyat Fakülteleri Ayrılması: Fen-edebiyat fakülteleri tamamen fen ve edebiyat fakülteleri oluşturacak şekilde ayrılmalıdır.
Akreditasyon: Üniversite öğretiminin çağın gereklerine uygun ve modern anlayışa yönelik olacak şekilde düzenlenerek, uygun kalitede öğretim programları oluşturulmalı ve eğitimde akreditasyonlara önem verilmelidir.

FEFKON’un bu maddesine ilave olarak, akreditasyonun zorunlu hale getirilmesi en uygun çözüm yolu olacaktır. Ayrıca, sınıf içinin mahremiyeti belli bir düzene sokulmalıdır. Öğretim üyeleri kendilerini güncellemeli ve çağın gerekleri ne ise onları karşılamalıdır. Üst seviyeye gelen bir öğretim üyesi boş yere oturmamalıdır. Özellikle profesörler için periyodik akademik faaliyetler istenmelidir. Önündeki bütün sorunlarını çözmüş bir akademisyenin artık bilime katkı yapması için aktif çalışması sağlanmalıdır. Akredite olan biyoloji bölümleri, sınıfta olan her şeyin kağıda dökülmesini sağladılar, FEDEK tarafından istenen evraklar yadsınamayacak şekilde katkı vermiştir. Ancak öğretim üyeleri ayak diretmeye devam etmektedirler.

Eğitimde kalite çalışmaları kapsamında FEFKON tarafından Ekim 2009 yılında FEDEK (Fen, Edebiyat, Fen-Edebiyat, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakülteleri Öğretim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği) kurulmuştur. FEDEK tüzüğünde değerlendirme ölçütlerinin belirlenme ve değiştirilmesinde kullanılacak usulleri yönerge halinde düzenleyerek gerekli akreditasyon çalışmalarını sürdürmektedir. YÖK tarafından 2010 yılında tanınmış ve kalite değerlendirme tescil belgesi almıştır. FEDEK tarafından akredite edilen biyoloji bölümlerinin listesi:

– Karadeniz Teknik Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Anadolu Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Bülent Ecevit Üniversitesi (Fen – Edebiyat Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Uludağ Üniversitesi (Fen – Edebiyat Fakültesi) :Biyoloji Bölümü
– Hacettepe Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Sakarya Üniversitesi (Fen Edebiyat Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Ankara Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Trakya Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Selçuk Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– İstanbul Üniversitesi (Fen Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
– Kocaeli Üniversitesi (Fen – Edebiyat Fakültesi) : Biyoloji Bölümü
Kaynak: FEDEK [3].

Yukarıda sıralanan öneriler, gerekli kurumlarla paylaşılmış ve masaya yatırılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda önümüzdeki yıldan itibaren;

• ÖSYM kitapçığına akredite bölümlerle ilgili bilgiler gireceği sözü alınmış (2017 yılındaki ÖSYM kitapçığına akredite olan bölümlerle ilgili bilgiler girmiştir),
• Pedagojik formasyonla ilgili uygulamalar üniversitelere bırakılmış
• İlk 25 bin diliminden temel bilimlerin bölümlerini tercih eden öğrencilere destek bursu verilmesine başlanmış,
• Genç akademisyenlere kadro verilmesi ve bunun 2016 başından itibaren artırılacağı belirtilmiş (halen araştırma görevlisi kadrosu verilmiyor),
• Kontenjanların üniversiteler tarafından optimize edilerek belirlenmesi sağlanması sözü verilmiş,
• Kontenjan verilmeyen bölümlerde öğretim üyesi kadro izinlerinin verilmesine devam edilmiştir.

Yararlanılan Kaynaklar

[1] Mehmet Saim Karacan. (2016). Yükseköğretimde Temel Bilimlerin Yeri ve Türkiye’deki Durumu, . Elektrik Mühendisliği Odası Dergisi 456, 22-24.
[2] Bekir Salih. (2016). Temel Bilimlerde İstihdam ve Aşırı Mezun Krizi. Elektrik Mühendisliği Dergisi 456, 25-28.
[3] FEDEK (Fen, Edebiyat, Fen-Edebiyat, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakülteleri Öğretim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği). İstanbul.

Derleyen: Dr. Yalçın DEDEOĞLU